Ara
08/03/2018

DİNİ AŞIRILIKLAR VE SELEFİ AKIM

Dini Aşırılıklar ve Selefi Akımını PDF olarak okumak için tıklayınız

 

İslam, kabile devlet yapısına sahip aristokrat, müşrik bir Mekke toplumuna geldi ve yepyeni bir din ve ahlak toplumu olarak hicaz bölgesinde doğdu ve insanlığa yeni bir medeniyet sundu.
Vahyin muhatabı Peygamberimiz ve arkadaşları; Kur’an’ın “Sırat-ı Müstakim” olarak ortaya koyduğu örnek hayat modelini, müşriklere karşı “Tevhid” mücadelesini, yüksek bir iman ve teslimiyetle, sarsılmaz bir İslâm kardeşliği ile kazanmayı başardılar.
İslâm’ın bu örnek nesli, Hz. Peygamber Muhammed (SAS)’in öncülüğünde ferdi ve toplumsal sorunlarını çözdüler, zihinlerine takılan her soruya cevap buldular, engelleri O’nunla aştılar. İslâm’ı öyle bir teslimiyetle yaşadılar ki, Allah ve Peygamber sevgisiyle dolu bir iman coşkusunu ölümüne, aşkla yaşadılar.
Yüce Allah, dinin tamamlandığını, kemale erdirdiğini bildirmesinden sonra, 23 yıllık Risalet görevi de tamamlandı. Her canlının tadacağı ölüm gerçeğini Hz. Peygamber de yaşadı. Her şeyden çok sevdikleri Rahmet Peygamberi Muhammed (A.S)’in, aralarından ayrılmasıyla yeni çıkan sorunları ile yüz yüze kaldılar. İslâm’ın derinliğine nüfuz etmiş, ilim ve ahlak sahibi, Peygamber terbiyesi ve eğitimini almış bu ilk nesil, yöneticilerinin dirayetli tutumu ile sorunlarını çözmeyi başardılar. Hicri ilk asrın çeyreğinde istikrarlı, huzurlu ve mutlu bir hayat yaşadılar.
Ancak zaman geçtikçe sorunlar artmaya, ihtilaflar çoğalmaya başladı. Öyle ki; Hz. Osman’ın şehadetiyle, Hz. Ali döneminde devam eden siyasi ihtilaflar, fitne kazanını kaynatması sonucu kılıçların kınından çıkmasına neden oldu. İlk defa Müslümanlar Cemel ve Sıffin savaşında karşı karşıya geldiler. Bu iktidar mücadelesi, kanlı savaşların çıkmasına, ihtilafların boyutunu toplumsal kutuplaşmaya götürdü. Müslümanların birliği bozuldu, siyasi fırkalar ortaya çıktı.
Ayrıca zamanla genişleyen İslâm coğrafyasında yeni Müslüman olanlar, eski kültürlerini hemen terk edemediler. Özellikle Fars, Hint, Bizans (Eski Yunan) düşüncesinden, Yahudi ve Hristiyanlıktan yabancı düşünce ve kültürler bir virüs gibi İslâm’a sızdı. Kelam, felsefe, tasavvuf anlayışları üzerinden İslâm’ın inanç değerlerini
sarsan görüş ve düşünceler, bid’at ve hurafeler İslam’ın temiz akidesini sarstı.
İslâm düşünürleri Müslümanların karşılaştıkları bu sorunları çözmek için büyük bir çaba harcadılar. Hz. Peygamber’in Veda Haccı’nda buyurduğu “Kur’an ve Sünnete” sarılma uyarısına bağlı kalarak sorunları çözmeye gayret ettiler. Kur’an ve Sünnette (Hadislerde) Allah ve Resul’ünün ne dediği veya demek istediğini anlama, yorumlama
ve sorunun çözümünde uyguladıkları yöntem ve metot farklılıklarından farklı görüşler, çözümler ortaya çıktı. Özellikle İslam’ın düşünce ortamına sağladığı fikir özgürlüğünün de etkisiyle, sorunlar büyük bir cesaret, ferasetle tartışıldı. Bu durum İslâm coğrafyasında bilim ve bilimsel düşünceyi de geliştirdi. Daha İslâm’ın ilk üç asrında Fıkıh, Kelam, Felsefe, Hadis, Tefsir gibi ilimler doğdu. İnanç (itikad), amel
(fıkıh) ve siyasi alanlarda ortaya çıkan ihtilafların çözümüne yönelik görüşler ve bu görüşler etrafında fırkalar (düşünce ekolleri) oluştu.
Bu ekollerden siyasi sebeplerle oluşan Şia dışındaki fırkalardan, fıkıh alanında Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbelî Mezhepleri ile itikat alanında Eş’ari ve Maturidi mezhepleri İslam dünyasında yaygınlık kazanarak, “Ehli Sünnet ve’l Cemaat” olarak da isimlendirildiler. Bu dönemde aynı zamanda İslam dünyasının geleceğini etkileyen,
İslâm medeniyetinin kurucu metinlerinin ortaya çıktığını da söyleyebiliriz.
Çağımızda Müslüman coğrafyanın medeniyet değerlerinden uzak, feodal, kabilevi etnik yapıları, diktatör yöneticilerin ve küresel güçlerin işgali altında; dini, mezhebi, etnik ayrışmalarla yaşanan çatışmalar ve dramların son bulması, fakirlik ve geri kalmışlıktan kurtuluş için Kur’an ve Sünnete dönüş anlayışı üzerinden “radikal
İslamcı” akımlar dikkat çekmektedir.
Bu düşüncelerin temeli Müslüman toplumların bir medeniyet kurmalarına engel olan aşırılıklardan, bid’at ve hurafelerden, İslâm’a boyanmış, din diye hayatımıza girmiş anlayışlardan kurtulmak için Kur’an’a dönmek veya ilk üç nesil Sahabe, Tabiin ve
Tebeü’t Tabiin (Selef-i Salihin) dönemi İslâm’ı yeniden ihya etme anlayışı yatmaktadır.
Bir tarafta Risaleti devre dışı bırakarak Kur’an bize yeter aşırı anlayışı, diğer tarafta selefilik diye bidat ve hurafeyi şirk sayan, bununla mücadeleyi cihat kabul eden (Hadisçi) anlayış, İslâm coğrafyasında yaygın bir hal almıştır. İlk üç neslin yaşadığı din anlayışını geri getirme iddiasındaki bu selefi anlayış Arabistan’daki Vahhabilikle
ideolojik ve siyasi bir hüviyete bürünerek, bu günkü DEAŞ ve benzeri Neo – Selefi örgütlerin fikri beslenme kaynaklığını teşkil eden aşırılıklarını, bir sosyolog gözüyle analizini de bulacaksınız.
Özet olarak ele alınan ancak son derece açık, anlaşılır, muhtevalı bu inceleme, İslâm’ın günümüz Müslümanlarına ve insanlığa sunduğu evrensel mesajının anlaşılmasına da katkı sunacağı inancındayız.
Sosyolog, Araştırmacı Yazar Osman Arslan’ın Ana Haber İnternet Gazetesinde kısa bir özeti yayımlanan bu yazı dizisi, birçok okuyucumuz tarafından beğenilmiş ve bir kitapçık halinde yayınlaması önerilmiştir. Bu talep Yayın Kurulumuz ve Yönetim Kurulumuz tarafından da olumlu bulunmuş bir kitapçık olarak basılmasına karar verilmiştir.
Bu kitapçığın ilgi ile okunacağı ve yararlanılacağı inancı ile yazarı Osman Arslan’a, redaksiyon ve teknik düzenlemeleriyle yayına hazırlayan Mevlüt Ayhan’a teşekkürü bir borç biliriz.

 

Hayrullah BAŞER
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Yönetim Kurulu Başkanı

Whatsapp

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı

© Copyright 2020

İletişim Bilgilerimiz