Ara

Son Eklenenler


01/08/2020

VAKFIMIZ DOSTLARI ONLİNE… Devamı

20/07/2020

VAKFIMIZIN 2019 YILI… Devamı

20/07/2020

VAKFIMIZIN 2020-2023 STRATEJİK… Devamı

19/07/2020

Vakfımız Genel Kurul… Devamı

10/07/2020

Vakfımız Gençleri TRT’de Devamı

CEMİL ÇİÇEK KONFERANSI

11/01/2020

TBMM Eski Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil ÇİÇEK gündemdeki konuları değerlendirdi.

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfında, 11 Ocak 2020 Cumartesi günü ülke gündemiyle ilgili konferans veren TBMM Eski Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil ÇİÇEK, geniş katılımlı bir dinleyici kitlesi tarafından ilgiyle dinlendi.

Cemil ÇİÇEK özetle şunları söyledi:

“Şimdi Türkiye’de herkes kendi aklındaki türküyü çağırıyor. Oysaki saha çalışmaları önemlidir. (Antropolojiye dikkat çekiliyor ve bu alanda Prof. Dr. Mümtaz Turhan ve Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın okunması ve tanınması teklif ediliyor)

Bizim toplumumuzda uzun zamandır; tenkid = hakaret veya ihanet olarak, takdir = yalakalık olarak anlaşılıyor.

Türk toplumunda büyük çoğunluk siyasetle meşgul, Peki siyaset nedir? Siyaset; toplumu, devleti sevk ve idare etme sanatıdır. Bunun içinde duymak, görmek, okumak ve tahlil gerekir.

Son elli beş yılımız önceki elli yılın bir özeti gibidir. Problemlerimiz aynıdır. Problemlerimizi şahıslar üzerinden anlıyor ve çözümlerini de şahıslar üzerinden arıyoruz. Bu yanlıştır. Bu kutuplaşmalara sebep oluyor. Toplumda kutuplaşmalar sebebiyle de kimse kimseyi dinlemiyor. Problemler, ilkeler üzerinden konuşulmalıdır.

Sevk ve idare (siyaset) bilgi ve akılla yapılır. Buna eklemeler yapılabilir. Bilgi ve akıl farz mesabesindedir. Siyasette hamaset zararlıdır. Hamaset, siyasette yer almamalıdır. Siyasette, akıl ve bilgi yoksa felakettir. Hamasetle edebiyat yapılır, siyasetçiye en evvel lâzım olan bilgi ve tarih bilgisidir. Siyasetçi ile fikir topluluğunu ayıran husus, fikir topluluğu (bilim insanları, aydınlar, fikir kulüpleri) tecrübe ve doğruyu söylemelidir. Siyasetçi hem doğruyu söylemeli hem de doğruyu yapmalıdır.

1908’den beri 480 tane parti kuruldu. İttihat Terakki Partisi ise son yüzyılımıza damga vurdu.

İttihat Terakki, kendi itiraflarına göre de “Devirmede başarılı, yönetmede başarısız. Nedeni çapsız-bilgisiz ve neticede yapabilmek için şiddete başvurmuştur.” Sebebi, siyasi tarih tecrübesinin ve bilgisinin olmayışıdır.

Siyasi hayatımızda (birlikte toplum hayatımızda) ciddi obruklarımız var. Akıl ve bilgi temelli siyaset yapılmadığından, sık sık bu obruklara düşüyoruz. Devletimiz İMF’ye 17 defa başvurmuştur. Yani 17 defa ekonomik obruğa düşmüşüz. Tarih bilgisine sahip olsaydık, bu obruğa düşmezdik.

İnsanların ve toplumların yaptıklarının ve yaşadıklarının tümüne tecrübe, tarih bilgisi denir. Biz toplum olarak bu tarihin/tecrübenin kıymetini bilmiyoruz.

Tarihe ideolojiyi karıştırmamamız gerekir ki istifade edelim.

İdeoloji; Bir siyasi ve toplumsal doktrin meydana getiren ve mensuplarının davranışlarına ve kararlarına yön veren fikirdir.

Tarihi bir ideolojik zemine çekerseniz, toplumda kutuplaşma olur. İdeolojik yönlendirme ile ülke yönetilmez.

68 kuşağı hayatını bir ideoloji uğruna heba etti.  Tarih/tarihi bilgi/, zihnimizin şekliyle değil, vukuu bulduğu şekliyle anlaşılırsa işe yarar. O zaman bu tecrübe olur. Değilse ideolojik bir bakış açısı olur. Tarihi olaylara ideolojik bakış açısıyla bakmak yanlış olur.

Yöneteni yüceltmek yanlış, batırmak da yanlıştır. Olanı olduğu gibi kabul etmeliyiz.  Ülke yararına siyaset; olaylara, tarihe olduğu gibi bakar. İdeolojik bakmaz. Siyaset yapanlar, son elli yılı bile anlamıyorlar, bırakın daha geçmişte olanları. Yapılanlar siyaset değil, particiliktir. Milletin ilgi duyduğu da bu durumda siyaset değil, particiliktir.

Partiler, 1908 den sonra ülke yönetimine siyaseten talip oldular. O zaman öne çıkan ve etkili olan iki parti ise 1- İttihat Terakki Fırkası ve 2- Hürriyet ve İtilaf Fırkasıdır.

İttihat ve Terakki Partisi’nin ileri gelenlerinin çoğu mason idi. Hürriyet İtilaf Fırkası ise muhafazakâr ve bazı dindarların toplandığı bir gruptu. Bu iki fırka mensupları, özellikle Balkanlardaki seçim mücadelelerinde karşılıklı olarak birbirlerini ideolojik olarak itham ettiler. İttihat Terakkinin ileri gelenlerinin mason olmalarından dolayı, Hürriyet ve İtilafçılar onları dinsizlikle, imansızlıkla itham ettiler. İttihatçılar da onları, milliyetsiz diye itham ettiler. Bu hengâmede Balkanlar’da çeteleşme oldu, yönetim bozuldu ve biz devlet olarak Balkan Savaşlarını kaybettik. Günümüzde bu başka versiyonlarla devam ediyor. İktidar mücadelesi, vatanseverlik ve ihanet suçlamaları çerçevesinde devam ediyor.

Siyaset/siyasetçi; toplumu eğitmesi gerekirken particilik yapılması sebebiyle toplumu kutuplaştırıyor.

Yani 1909 ve sonrası günümüzde aynen yaşanıyor.

Eskiden yönetimde bulunmuş, yönetimi elinde tutmuş kişilerden yeni yöneticiler tarafından hiç istifade edilmemiştir. Eskilerin tecrübesini öğrenmeye ve anlamaya çalışan kimse olmuyor. Eskilerin tecrübelerini anlasak, birbirimizi daha iyi anlardık.

(Meclis Başkanlığına seçildikten sonra, eski Meclis Başkanlarını davet ettiğini, bunlardan o zaman 14 tanesinin hayatta olduğunu ve katıldıklarını, en eskilerinin ise Ferruh Bozbeyli olduğunu, toplantıya iştirak edenlerin o zaman -Biz bunu şimdiye kadar neden hiç yapmadık? Dediklerini ve bu daveti takdir ettiklerini ifadeden sonra; davetlilerin birtakım hatıralarını anlattıklarını ifade ile, Ferruh Bozbeyli’nin hususi olarak hatıralarını dinlediği aktarıldı.

Bu cümleden olarak, Ferruh Bozbeyli’nin çok tecrübeli, konuşmasının fasih ve Meclis Başkanlığında da başarılı olduğunu ifade etti. Ayrıca Bozbeyli’nin İsmet İnönü’ye saygı beslediğini, İnönü’nün de onu -Genç Başkan olarak andığını anlattı. Bozbeyli’nin İsmet İnönü ile ilgili bir hatırasını nakil babından, İnönü’nün Türk Tarih Kurumunun davet ettiği bir toplantıya katılacağını, kendisinin bu toplantıya katılmasından da memnun olacağını İnönü’nün telefonla davetinden duyunca toplantıya katılacağını ifade eden Bozbeyli, İsmet İnönü’nün konuşmasını dinlediğini, İnönü’nün bu konuşmasında Kurtuluş Savaşı hatıralarından, Cumhuriyetin kuruluşu dönemindeki sıkıntılardan, keza İstanbul Hükümeti ile aralarındaki münasebetlerden bahsettiğini, ancak bu arada çokça da Damat Ferid Paşa’nın adını andığını anlattığını; Konuşmaların bitiminde İsmet İnönü’nün, Bozbeyli’ye hitaben;

Genç Başkan, bir kahve ısmarlarsan sohbete devam edebileceğini söylemesi üzerine, teklifi kabul ederek birlikte makam arabası ile yola çıktıklarını, makam arabasında şoför, özel kalem müdürü ve arka koltukta da İnönü ile kendisinin oturduğunu; yolculuk esnasında İnönü’ye hitaben

– Paşanın konuşmasında çokça Damad Ferid Paşa’dan bahsettiğini, ama hiç hain olduğunu ifade eden bir cümle ile anmadığını, bunun sebebini sorduğunda İnönü’nün

– Kurtuluş savaşı yıllarında Herkes “ülkeyi sıkıntılardan nasıl kutarabiliriz”in derdindeydi.  Kimse ihanet içinde olmadı. Damad Ferid’in yolu yanlıştı. Fakat Hain değildi.” Bunun üzerine Bozbeyli’nin

– O zaman bizim tarih kitaplarındaki okumalarımızdaki o suçlamalar, hain ifadeleri nasıl olur? Sizin söylediğinizi nasıl anlayacağız? Bunu toplantıdaki konuşmanızda neden ifade etmediniz? Deyince İnönü’nün “– Ben siyasetçiyim, her doğruyu her yerde söyleyemem” dediğini hususi hatıra olarak nakletmiştir.)

Toplumun dikiş noktalarına jilet atmamalısınız. Bu hal toplumu çözer, birlik ve beraberliği bozar. Tarihe siyaset icabı değil, hamaset üzerinden değil, akıl ve bilgi sahibi olmak için ilgi duymalıyız. Türkiye’de bu gün yaşanan hiçbir olay, hiçbir gelişme ilk defa yaşanıyor değil. Yaşananların hepsi daha önce yaşandı. Şahıslar üzerinden yaşanan ve değerlendirilen hamaseti aradan çıkartmak lazım. Bu tutum ilgisizlik ve bilgisizlik meydana getirir. Bu kusurlarımız yüzünden; Bu toplumun en az bilgisiz olduğu iki alan vardır. Birincisi dini alan, ikincisi tarihtir.

Bizim çok eskiden beri “geçmişi ihya” diyebileceğimiz bir yanlışımız var.  Yeni bir gelecek inşası geçmişi ihya ile olmaz. Geçmişi güncelleştirip yeni şartlara göre uyarlayarak geliştirmeliyiz. Geçmişi ihya anlayışı/bu mehdi anlayışı yanlıştır. Yeni bir Atatürk beklemek, Yeni bir Abdülhamid beklemek, yeni bir Özal beklemek yanlıştır. Esas olan bu değildir. Geçmişi bilmek ama geleceği de gelecekte aramalı. Geleceği inşa için yeni bilgiye, ilme ve teknolojiye ihtiyaç vardır. Oysa biz ekonomik, siyasi ve dini sahada yeni mehdiler bekliyoruz. Geçmiş bize ancak yol gösterir, bize gelecek inşa etmez, bunun için yeni bilgilere ve tecrübelere ihtiyaç var. Yapay Zekâ bunlardan biri.

Yapay zekâ üretime katılırsa, dünya ekonomisine 2030 yılına kadar 27 trilyon dolar katkı yapacakmış. Bunun 7 trilyon doları Çin’e ait, 3,7 trilyon doları ABD’ye ait, gerisi ise diğer dünya devletlerine düşecekmiş. Bize ne düşecek? Karadan gemi yürütmenin yeni yolu Yapay Zeka! 

Hamaset öğünmeye götürür. Muhafazakâr siyasetçilerin böyle bir hastalığı var. Çin 7 trilyon dolar katma değer alacak, biz ne alacağız? Nasıl birinci lige çıkacağız?  Nasıl ilk ona gireceğiz? Bilgi ile. Zorluk varsa, kolaylık da vardır. Siyaset bu kolaylığın ne olduğunu bilmektir.

Aklın belâsı öğünmek, Yüreğin belâsı bağırmaktır.

Siyaset hamasetle bağdaşmaz. Partililerle ilişkilerde hamaset gerekebilir. Ama devletin ve milletin yönetiminde değil.

Karşısındaki yan da Necip Fazıl, Mehmet Akif, Arif Nihat Asya vd. diye bağırıyor.  Toplasan bir elin parmaklarından fazla değil. Gerisi ne olacak?

Siyaset gerçeklik üzerine yapılmalıdır. Değilse …

Türkiye bölgesinde önemli bir ülke. Dünyada ise orta büyüklükte bir ülke.

Bu yıl G20 içinde 19. Olmuşuz. Geri sıralardan biri bir atak yapsa küme düşebiliriz. Bu günkü bilgi birikimimiz ve ekonomik imkanlarımızla orta büyüklükte bir ülkeyiz.

Orta büyüklükte bir ülke, gücünün sınırını bilmezse başına iş açar. Örnek; İran. Sonuç belli. Gücünün sınırını bilmek demek, teslim olmak demek değildir. Anlamı, “Tırmanabileceğin kavağa çıkacaksın” demektir. Biz ciddi sıkıntılar içindeyiz. Kuvvet dengeleri her gün değişiyor. Ağır sıkletteki bir ülke ile, orta büyüklükteki ülke savaşamaz. Gücünün sınırını aşmamak gerekir. Bu korkaklık, çekingenlik değil, gerçekçiliktir.  Buna göre tedbir almalıyız. Tedbirsizlik felaket getirir. Kamuoyu beklentilerine göre siyaset ve söylem geliştirilmemeli. Dar zamanda, sıkıntı anında kamuoyu sizi yalnız başınıza bırakır. Gücümüzün sınırlarını iyi belirlemek bakımından tarihimiz iyi bir örnektir. 

Siyaset particilik adına yapılıyorsa hırs olmadan, ihtiras olmadan yapılmaz. İtiraz olmadan da siyaset yapılmaz.  Makam hırsla elde ediliyor. İhtirasa gem vurulmazsa barış uyur, kavga uyanır. Siyasette sehiv secdesi yoktur. Hataları telefi etmek yoktur. Tarihimiz keşkelerin tarihidir. İhtirasa gem vurup aklı rehber edinmeliyiz.

Cehalet, büyük felakettir. İki şeyde cehalet tehlikelidir. Cehaletten yine cehalet doğar. Bundan hikmet çıkmaz.

1-  Dinde cehalet, imandan eder.

2-  Siyasette cehalet; Vatandan, devletten, başarıdan eder. İnsanı gerçeğin maskarası yapar.

Siyaset yapan insan zihnen fukara olmamalı. Yoksa aklen ukala olur. Her şeyi bilmek; zihnen fukara, aklen ukala olanın huyudur.

1950’den beri Türkiye, ideolojik saikleri öne çıkararak yönetiliyor. Her iktidar değiştiğinde bürokratlar, ulufe bekler gibi makam ve mevkii elde etmek için atama beklerler. Yeniçerilerin ulufe beklediği gibi beklerler.

Iskaladığımız iki şey var.

1- Hukuk,

2- Ahlâk.

Siyaset uygulamanız hukuk ve ahlâkla sınırlıdır. Siyasetçi bunları göz ardı edemez.  Muhafazakâr siyasetçi, rakibini (muhalifini) suçlarken dini referans alır. Suçlamasını dini kavramlar üzerinden yapar. Kendisini savunurken kanuniliğe sığınıyor. Bu olmaz, vicdana aykırıdır. Hukuk kanun olmuyor, hukuk ve ahlâkla örtüşmeyen siyaset, toplum ahlâkını bozuyor. Ahlâka uymayan kanun, ahlâkı yozlaştırıyor. Ahlâkî boşluk, kanunla dolmuyor. İşimize geleni yapmak ahlâki ve hukuka uygun değildir.

Hukuk kanun olmuyor. 1930 da bir Serbest Fırka olayı vardır. Atatürk tarafından arkadaşı Ali Fethi Okyar’a kurdurulan bir partidir. Ali Fethi Paris büyükelçisi iken Türkiye’ye davet edilip bir parti kurması istenir. Ali Fethi, kendisinin de Cumhuriyetçi olduğunu, neye dayanarak parti kuracağını sorar. Daha sonra parti kurulur, partinin kuruluş bildirgesi 11. Madde ile ifade edilir. Bakın onlara, bugün dahi aynen geçerlidir. Yani 100 yıldır aynı dertlerden mustaribiz. Bu 11 maddeyi inceleyiniz.

1- Emanetin ehline verilmesi

2- Rüşvetin önlenmesi …

Rüşveti önleyememişiz, işi ehline tevdi etmemişiz. 

Siyaset kıyaslama yapar. Sebebi,

1- Bize oy verdiniz. Dört sene evvel durum böyleydi, şimdi şu noktaya geldiniz. Vb. Bu yanlış değilse de seçmen tercihini etkilemek için yapılan bir iştir. Seçim kazanmak içindir. Partici bir anlayıştır. Belli bir yere kadar hoş görülebilir.

2- Ancak siyaset devlet idare etmek için yapılıyorsa, bu kıyas rakiplerimizle aramızdaki farkı görmek için yapılır. O zaman rakiplerimizin geldiği nokta ile şimdi kendimizin bulunduğu noktayı görürüz.

Rakiplerimiz şunlar; Dış güçler, aslında bunlar 6-7 ülkedir. Onlarla kendi aramızdaki mesafeyi kıyasladığımızda makas daralmışsa durum iyidir; aradaki makas açılmış ise o zaman bu kötü bir durumu gösterir.

Rakip ülkelerin 2050 planları var. Biz 2023 planımız var. 2050 ve 2075 hedeflerimiz var ama veri yok, planlayamıyoruz. Rakip ülkelerle kıyas için veriler yok.  Dünyanın bu gelişmiş 6-7 ülkesinin Türkiye’nin önünü kesen planları var. Bu durum, aklımızı ve beynimizi kullanmamızı gerektiriyor. Bizim toplumumuzda sanki bize akıl gerekmiyor. Her birimiz aklımızı (siyasi-dini) bir yerlere bırakarak hayatımızı tanzim ediyoruz.”

Whatsapp

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı

© Copyright 2020

İletişim Bilgilerimiz