Ara

Vakıf Medeniyeti

İslam’ın yardımlaşma ve dayanışma ile ilgili emir ve prensiplerinden doğan vakıf sistemi; dinî, sosyal ve hukuki bir müessesedir. 

Bu müessese, “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olan, malın en hayırlısı Allah yolunda harcanan, vakfın en hayırlısı da insanların en çok duydukları ihtiyacı karşılayandır.” prensibi ile maddi bir karşılık beklemeden sadece Allah’ın rızasını elde etmek için başkalarına yardım etme düşüncesinin mahsulü olan bir kurumdur.
Vakıf müessesi, dinî mahiyeti itibariyle Kur’an, Sünnet ve Sahabe tatbikatına dayanmaktadır. Hicretin ilk asrından günümüze kadar İslâm toplumunun iktisadi, kültürel ve dinî hayatında önemli bir yer işgal etmiştir. Vakıflar, toplumun ihtiyaçlarından yola çıkarak, insan fıtratında mevcut olan mutlu olma, unutulmama ve başkalarının sevgisini kazanma duygusu yanında; toplumsal yardımlaşma ve dayanışmayı, ilâhi rızayı elde etmeyi öngören İslam’ın prensipleri sayesinde gelişmiş ve yücelmiştir.

Müslümanın bu dünyada ihtiyaç duyduğu en büyük arzusu Allah’ın rızasını kazanmaktır. Allah’ın rızası ise salih amelle kazanılır. Çünkü bu geçici dünyadan sonra, varlığının devam ettiğine inandığı ve bu dünyada kazandıklarına göre Allah’ın kendisini yargılayacağını bildiği Ahiret hayatına inanır. Bu dünyada hayır ve iyilik olarak ne yaparsa ahirette de onu bulacaktır. 

Vakıf terimi, İslam dininin ana kaynağı Kur’an-ı Kerim’de doğrudan doğruya kullanılmamıştır. Ancak vakfın konusunu teşkil eden sosyal hizmetler; fakir ve muhtaçlara, öksüz ve yetimlere infak etmeyi, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gidermeyi, hayır ve yararlı işlerde yardımlaşmayı, iyilik kavramını merkeze alarak teşvik eden Kur’an-ı Kerim, vakıf anlayışı ve uygulamasının temelini oluşturur.

Kur’an-ı Kerim’de "Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği nimetlerden infak etmek", (Bakara 2/3) “Hayırlarda yardımlaşmak”, (Bakara 2/148) “Hayra çağırmak,” (Al-i İmran 3/104) “Hayırlı işlere koşuşmak", (Al-i İmran 3/114-115) “Bollukta ve darlıkta infak etmek”, (Al-i İmran 3/134) “İyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbiriyle yardımlaşmak”, (Maide 5/2) “…Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz” (Hac 22/72) başta zorunlu bir dini vecibe olan zekât ile birlikte sadaka, infak, ihsan, malından verme, hayır işleme ve benzeri kavramlarla birçok yerde ifade edilmiş, yardımlaşma teşvik edilmiştir. Bu nedenle Kur’an, vakıfların dini dayanağı kabul edilmektedir. 

Diğer yandan Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamberimiz efendimiz, “İnsan ölünce amel defteri kapanır. Ancak sadaka-ı cariye (devam eden sadaka),  yararlanılan bir ilim ve kendisine dua eden hayırlı bir evlat bırakan kişinin ameli kesilmez” (Müslim Vaşiyyet, 14) buyurmuşlardır. Bu hadis-i şerifte geçen “sadaka-ı cariye” İslam âlimleri tarafından vakıf olarak tefsir edilerek vakfın sünnette dayanağı kabul etmişlerdir. 

Peygamber Efendimiz Aleyhisselam, Medine’de kendisine ait hurma bahçesini ve Fedek hurmalığını vakfederek (Müslim, vasıyye 14, Ebu Davud vesâya 14, Tirmizi, Ahkam 36) vakfın ilk uygulamasını bizzat kendisi yapmıştır.
Peygamber efendimizin bu örnek uygulaması ile birlikte, “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda infak etmedikçe gerçek iyiliğe ulaşamazsınız” (Al-i İmran 3/92) ayeti nazil olunca, Hz. Ömer (RA) Semg hurmalığı hakkında hemen Peygamberimize gelerek; ‘Ey Allah’ın Resulü, şimdiye kadar sahip olduğum, benim için en kıymetli hurmalığa malikim. Bu hususta ne buyurursanız öyle yapacağım’, dedi. Allah Rasûlü; “Dilersen bu hurmalığın aslını, rakabesini vakfet, Allah için tasadduk et. Artık o Allah’ın mülkü hükmünde olarak alınıp satılmaz, hibe edilmez, ona varis olunmaz, onun mahsulü infak edilir” buyurdular. Bunun üzerine Hz. Ömer bu hurmalığı Allah yolunda cihad edenlerin, esaretten kurtulmak isteyenlerin, misafirler ve ihtiyaç sahiplerinin yararlanmaları için vakfetti. 

Hz. Osman Rasûlüllah’ın tavsiyesi ile Medine’deki “Rume Kuyusu”nu bir Yahudi’den satın alıp bütün Müslümanların yararına tahsis etti, (Tirmizi Menakıp, 18) Halid b. Velid savaş aletlerini ve atlarını, (Buhari Zekât, 49) Hz. Ali bir arazisini ve Yenbu’da su kaynağını vakfetmiştir. (Ahmet b. Hüseyin el Beyhaki VI,160-161) Bunu gören sahabe adeta infak yarışına girerek, ellerindeki pek çok kıymetli malını, ev ve arazilerini vakfetmişlerdir. Hz. Cabir; (ra) “Muhacir ve Ensar’dan imkân sahibi olup da vakfetmeyen bir tek kişi bilmiyorum” dediği rivayet edilir. (Hassaf, s.15)

 

Vakıf Bir Medeniyettir

İslâm’daki infak anlayışı sonraki nesiller ve toplumlar tarafından benimsenerek sayısız vakıf ve vakıf eserleri meydana getirmişlerdir. Ecdadımız yüzbinlerce vakıfla toplumu şefkat ve merhametle kucaklamışlar ve toplumun yaralarını bu yolla sarmışlardır. Merhamet ve sevgiyle sadece garip gurebaya yardım ile yetinilmemiş hayvanlara, tabiata, her canlıya ve herkese merhamet nazarıyla bakılmıştır. Leylekleri koruma vakıfları, sokakları temizleme vakfı, meyve vakıfları, köprüleri, suyollarını imar, atları, hayvanları koruma vakıfları, borçlarını ödeyemeyip hapse girenlere yardım vakfı, misafir ağırlama vakfı gibi İslam medeniyetinin sevgi boyutunu ortaya çıkaran vakıflar kurulmuştur. Camiler, Medreseler, Hanlar, Kervansaraylar, Hamamlar gibi vakıf eserleri ile ortaya konan estetik ve mimari yapı tarzları medeniyetimizin önemli eserleri olarak yaşamaktadırlar.

İslam tarihinin ilerleyen dönemlerinde Müslüman toplumlarda vakıf uygulamaları giderek artmış ve erken devirlerden itibaren bu kurum; fıkıh literatüründe çeşitli yön ve türleri ile ele alınmış, kuruluş, işleyiş ve hükümleri etrafında ayrıntılı bir hukuk doktrini meydana gelmiş, gerek İslam dünyasında gerekse Batı’da bu alanda yapılan çalışmalarla zengin bir literatür oluşmuştur. Kur’an, Hz. Peygamber ve Sahabe tatbikatına dair kaynak metinlerin mesajları ve uygulamaları, vakıfların İslam’da ne kadar önemli bir müessese olduğu gerçeği tartışmasızdır. Vakıflar, toplumun hayır, iyilik, şefkat, merhamet, sevgi, kardeşlik bağlarıyla birlik ruhunu güçlendirmesi yönüyle insanlık medeniyetinin, gerekse estetik ve sanat alanında bıraktığı tarihi eserleriyle İslâm medeniyetinin önemli dinamiği olmuştur.

 

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı,

Bilindiği gibi bu gün Medeni Hukuk, Vakıflar Genel Müdürlüğü, idari ve yasal mevzuatı çerçevesinde 5737 Sayılı Yasaya tabi faaliyet gösteren bir kurum olarak vakfın, İslam’ın ortaya koyduğu manevi sorumluluğun bilincinde olarak bu emaneti taşımaya gayret ediyoruz. 

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Senedinde; 

  • Milli kültür, milli ve manevi değerlerimizin korunması yaşatılması ve çağın imkânlarından ve çağdaş araçlardan yararlanarak milli kültürümüzün araştırılması, zenginleştirilmesi yurt içinde ve dışında tanıtılmasını,
  • Vatanına ve milletine bağlı, dürüst kişilikli temiz ahlaklı gençlerin yetiştirilmesi bunlara eğitim ve öğrenim dönemlerinde maddi ve manevi yardım ve katkılar sağlanmasını,
  • Gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında tüm Türk dünyasının kültür varlıklarının araştırılıp tanıtılmasını, 

yukarıda sayılan bütün bu alanlarda gerekli faaliyetlerde bulunmak üzere müesseseler kurmak, kurulmuş olanlarına iştirak etmek ve bunları desteklemek (Madde:3) olarak amacını belirlemiştir.
Tarihte vakıflar insan eğitimine önem vermişler ve insanın “kemale” ulaşmasını hedeflemişlerdir. Anadolu Vakfı’nın da yarınlarımızı emanet edeceğimiz “Gençler”i  merkeze alan anlayışı benimsemiş olması, onların medeniyet değerlerimizi inşa edecek bir idealle yetişmelerine katkı sunması, ülkemizin geleceği açısından önemli bir çalışmadır.
Bu amaç ve hedef istikametinde vakfın bütün Yönetim Kurulları, Mütevelli Heyeti, Danışma Meclisi, Sanat Edebiyat Topluluğu, Yayın Kurulu, Kadın Kolları, Gençlik Kolları, Şube ve Temsilcilikleri  ve faaliyet birimleriyle ülke genelinde yaygın vakıf gönüllülerinden oluşan insan potansiyelini sinerji ve enerjiye dönüşen gayretleriyle, faaliyetlerini stratejik bir plana bağlı kurumsal yapısıyla hizmet üretmektedirler. 

İstişare ve müzakereye dayalı, eşitler arası görev anlayışı ile sürdürülebilir bu çalışmalar, vakıf dostlarımızın gönüllülük esasına dayalı fiili, maddi ve manevi katkılarıyla Vakıf; yeterli mal varlığına ulaşmaya çalışmakta, kurduğu işletme ve bağlı kuruluşlarla imkânlar oluşturarak kendine yeterli bir kurum haline gelmeye çalışmaktadır.

Küresel, seküler, popüler kültürün toplumları etkisi altına aldığı günümüzde Vakfın “Anadolu Ay Yayınları” bünyesinde yayınladığı temel eserler önemli bir boşluğu doldurmuştur.  Ülkenin temel sorunlarının alanında uzman bilim adamlarından kurulu komisyonlar ile ele alarak çözüm önerilerinin sunulduğu Raporlar ilgili devlet ve siyaset kurumlarının ilgilerini çekmiş, bilgilerine sunulmuş ve kamuoyu ile paylaşılmıştır. Ayrıca anlık haber-yorumlarıyla ve geniş bir yazar kadrosuyla internet üzerinden “AnaHaberGazete” logosuyla dijital yayın çalışması yapılmakta, Gençlik Kolları tarafından kendi birikim ve kabiliyetlerini ortaya koydukları süreli “Ayizi Dergisi” çıkarılmaktadır.

Konferanslar, seminerler, çalıştaylar, tarih ve medeniyet okumaları gibi kültürel ve sanatsal etkinlikler, bir proje olarak medeniyetimizin inşa tasavvuru çalışmaları olarak yürütülmektedir.

 

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı;

  • İslam’a bağlı, milli değerlere saygılı,
  • Adalet, hukuk, insan hakları ve ahlak ilkelerine bağlı,
  • İlim, akıl ve hikmeti rehber edinen,
  • Hür düşünceye dayalı, istişare ve müzakereye önem veren,
  • Ötekileştirmeyen ve nefret dilini reddeden,
  • Sevgi, saygı ve kardeşliği esas alan,
  • Doğru haber, akıl ve hissi selimin rehberliğinde, bilim ve bilimsel düşünceyi esas alan,
  • Ehli kıbleyi tekfir etmeyen,
  • Vahiy ve Risalete dayalı İslam düşüncesini esas alan,
  • Aynı ideali paylaşan kişi, kurum ve kuruluşlarla iş birliğine önem veren,

BİR EĞİTİM, BİLİM, KÜLTÜR VE MEDENİYET HAREKETİDİR!

 

 

Ali AY
Genel Müdür

 

Whatsapp

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı

© Copyright 2020

İletişim Bilgilerimiz